ASBÜ KKTC’de Orta Doğu Zirvesi: Yeni Dengeler, Küresel Riskler ve Kıbrıs’ın Konumu Masaya Yatırıldı
ASBÜ KKTC Rektörlüğü, Uluslararası Girişimcilik Programı ve Uluslararası Girişimcilik Kulübü İşbirliği düzenlenen “İran–ABD–İsrail geriliminin küresel yansımaları” ilk kez Kuzey Kıbrıs’ta ASBÜ KKTC’de kapsamlı biçimde ele alındı
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Yerleşkesi’nde düzenlenen “Orta Doğu’da Yeni Dengeler: İran–ABD–İsrail Savaşı’nın Küresel Yansımaları” başlıklı zirvede, savaşın siyasi, ekonomik, hukuki ve jeopolitik boyutları çok yönlü biçimde değerlendirildi. Uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirilen program, ASBÜ KKTC’nin küresel gelişmelere ve bölgesel krizlere ilişkin bilgi üretmeye devam ettiğini bir kez daha ortaya koydu.
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Yerleşkesi, 20 Nisan 2026 tarihinde bölgesel ve küresel siyasetin en sıcak gündemlerinden birine ev sahipliği yaptı. ASBÜ KKTC Yerleşkesi Konferans Salonu’nda, Zeki Akçam moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Orta Doğu’da Yeni Dengeler: İran–ABD–İsrail Savaşı’nın Küresel Yansımaları” başlıklı oturumda, alanında uzman üç konuşmacı savaşın farklı boyutlarını kapsamlı biçimde ele aldı. Program boyunca siyasi, ekonomik, hukuki ve jeopolitik etkiler üzerinde durulurken, katılımcıların soruları da cevaplandırıldı.
Bu yönüyle zirve, yalnızca güncel gelişmelerin değerlendirildiği akademik bir toplantı olmanın ötesine geçerek, söz konusu kritik başlığın Kuzey Kıbrıs’taki üniversiteler içinde ilk kez ASBÜ KKTC tarafından kapsamlı biçimde masaya yatırıldığı önemli bir platform niteliği taşıdı. Toplantı aynı zamanda, ASBÜ KKTC’nin dünyadaki yeni gelişmelere, bölgesel krizlere ve küresel kırılmalara yönelik bilgi üretmeyi sürdürdüğünü ve bundan sonra da bu doğrultuda akademik katkı sunmaya devam edeceğini gösterdi.
Emete Gözügüzelli: Doğu Akdeniz’deki gerilim Kıbrıs’ı doğrudan etkiliyor
Zirvenin açılış konuşmasını yapan ASBÜ KKTC Hukuk Bölümü Koordinatörü Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, Doğu Akdeniz’de yükselen gerilimlerin artık yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini, Kıbrıs’ı da doğrudan etkileyen çok katmanlı bir kriz alanı oluşturduğunu vurguladı. Gözügüzelli, Kıbrıs deniz alanına savunma amacıyla konuşlandırılan savaş gemilerinin ve artan askerî yığınağın, ada çevresindeki kırılgan dengeyi daha da hassas hale getirdiğini ifade etti. Devletlerin birbirleri üzerinde baskı kurma çabalarının geçmişte olduğu gibi bugün de ciddi krizler doğurduğunu belirten Gözügüzelli, bu anlayışın gelecekte daha büyük çatışmalara yol açabileceğine dikkat çekti.
Gözügüzelli, konuşmasında ayrıca Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni “işgalci güç” olarak tanımlayan söylemlerinin ve Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef alan politikalarının son derece saldırgan bir yaklaşım taşıdığını dile getirdi. KKTC’nin olası bölgesel çatışmalara dâhil edilmek istenebileceği yönündeki risklere işaret eden Gözügüzelli, yaşanan gelişmelerin uluslararası hukuk bakımından son derece dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu çerçevede Doğu Akdeniz’deki askerî hareketliliğin yalnızca bir güç mücadelesi değil, aynı zamanda hukuk, egemenlik ve güvenlik meselesi olarak okunması gerektiğini belirtti.
Enver Arpa: Jeopolitik rekabet, enerji hatları ve ideolojik yayılma birlikte okunmalı
ASBÜ KKTC Yerleşkesi Rektörü Enver Arpa ise konuşmasında jeopolitik dengeler ve güvenlik boyutuna odaklandı. Arpa, bölgedeki gerilimin temel nedenleri arasında İran’ın zengin yer altı kaynakları, stratejik jeopolitik konumu ve enerji hatları üzerindeki etkisinin bulunduğunu ifade etti. Çin’in enerji ihtiyacı ve ABD ile yürüttüğü küresel rekabetin çatışmaları daha da derinleştirdiğini belirten Arpa, İran dışında bölgede caydırıcı bir gücün bulunmamasının ABD’nin hareket alanını genişlettiğini söyledi. Çin’in enerji bağımlılığını bilen ABD’nin, başta Venezuela olmak üzere Çin’in petrol ihtiyacını karşıladığı ülkelere farklı şekillerde müdahalede bulunduğunu belirten Arpa, İran’a yönelik saldırıları değerlendirirken bu boyutun göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Arpa, İsrail’in teolojik referanslarla yayılmacı bir politika izlediğini, “arz-ı mevud” anlayışı doğrultusunda Nil ile Fırat nehirleri arasındaki coğrafyayı vaadedilmiş topraklar olarak gördüğünü söyledi. Bunun yanında, kamuoyunda “Epstein dosyaları” olarak bilinen belgeler üzerinden kurulduğu ileri sürülen baskı mekanizmalarının da ABD–İsrail–İran hattındaki gerilimde önemli bir rol oynadığını ifade etti.
ABD’nin İran’daki uranyum varlığı ve nükleer gelişim programına ilişkin tehdit söylemlerini yeniden gündeme taşıdığına dikkat çeken Arpa, benzer gerekçelerin daha önce Irak müdahalesinde de kullanıldığını hatırlattı. Arpa, “Irak’ta nükleer bir tehlikenin olmadığı ortaya çıkmıştı; fakat ülke artık işgal edilmiş ve siyasi istikrar bozulmuştu” değerlendirmesiyle, bu tür iddiaların zaman zaman uluslararası müdahaleleri meşrulaştıran araçlara dönüştüğünü ifade etti. ABD’nin farklı gerekçeler üzerinden diğer ülkeler üzerinde baskı kurmaya çalıştığını vurgulayan Arpa, saldırgan dış politika anlayışının küresel istikrarsızlığı artırdığını, dönemin siyasi liderleri üzerindeki iç ve dış baskıların da bu süreçte belirleyici olduğunu dile getirdi.
Soru-cevap bölümünde Arpa’ya, saldırıların Ramazan ayında gerçekleşmesine rağmen Afrika ve Arap coğrafyasındaki Müslüman toplumlardan neden güçlü tepkiler gelmediği de soruldu. Arpa bu soruya, bölgede güç sahibi olmayan aktörlerin dikkate alınmadığını, Orta Doğu’da etkin olmanın temel unsurunun güç olduğunu ve emperyalist politikaların bölge ülkelerini parçalayarak zayıf bıraktığını belirterek yanıt verdi. Arap ülkelerinin hem ekonomik hem siyasi olarak abluka altında bulunduğunu vurgulayan Arpa, bu nedenle etkili tepki veremediklerini, Ürdün’ün ise ağır dış borç yükü nedeniyle iflasın eşiğine geldiğini ifade etti.
Berin Avunduk: Savaş, ticaret yollarını ve ihracatı doğrudan etkiledi
Avunduk Group Kurucu Ortağı Berin Avunduk ise savaşın ekonomik etkilerini ve ticaret dünyasına yansımalarını paylaştı. Avunduk, özellikle Hürmüz Boğazı’nda ve uluslararası deniz lojistik ağlarında yaşanan aksaklıkların, Kıbrıs’ta ithalat ve ihracatla uğraşan çok sayıda firmayı ciddi zarara uğrattığını ifade etti. Sevk edilen malların nerede bulunduğunu takip etmekte zorlandıklarını, bazı gemilerin farklı rotalara yönlendirildiğini ve teslimat süreçlerinde büyük belirsizlikler yaşandığını aktaran Avunduk, bölgedeki çatışmanın doğrudan ticaret akışını sarstığını söyledi.
Deniz yollarındaki sıkışıklık nedeniyle firmaların kara taşımacılığına yönelmek zorunda kaldığını belirten Avunduk, bunun da maliyetleri ciddi biçimde artırdığını kaydetti. Kıbrıs’ın jeopolitik konumu nedeniyle yüksek riskli bir çember içerisinde bulunduğunu söyleyen Avunduk, ada için en önemli pazarlardan biri olan Orta Doğu pazarında savaş sonrası ticaret performansının büyük ölçüde düştüğünü ifade etti. Bölgenin sürekli risk altında bulunması nedeniyle alternatif pazarlara yönelmenin zorunlu hale geldiğini belirten Avunduk, daha önce Orta Doğu pazarına yüksek oranda hellim satışı gerçekleştirildiğini; ancak ABD–İran–İsrail krizi nedeniyle ticaretin durma noktasına gelmesi üzerine hellimin Japonya pazarına açıldığını söyledi. Bu örneğin yeni pazar arayışının önemini açık biçimde ortaya koyduğunu vurguladı.
Konferansın soru-cevap bölümünde savaş dönemlerinde sigorta şirketlerinin zararları karşılayıp karşılamadığına ilişkin bir soruya da cevap veren Avunduk, dünyada hiçbir sigorta şirketinin savaş risklerini standart poliçeler kapsamında sigortalamadığını, ancak son gelişmeler sonrasında bu konuda yeni çalışmalar yürütüldüğünü ifade etti.
Uluslararası hukuk, enerji güvenliği ve küresel ticaret yolları yeniden tartışıldı
Zirve boyunca devlet egemenliği, güç kullanımı yasağı, bölgesel müdahaleler, yaptırımların meşruiyeti, enerji güvenliği ve küresel ticaret yollarının korunması gibi başlıkların yeniden değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu çerçevede toplantı, hem akademik hem de stratejik düzeyde dikkat çekici bir tartışma zemini sundu.
ASBÜ KKTC’de gerçekleştirilen bu zirve, yalnızca bugünün krizlerini yorumlayan bir etkinlik olarak değil; aynı zamanda yarının bölgesel ve küresel gelişmelerini anlamaya dönük bir akademik sorumluluğun ifadesi olarak öne çıktı. Üniversitenin, dünyadaki yeni gelişmelere ve krizlere yönelik bilgi üretmeyi sürdüreceği mesajı da zirvenin en önemli sonuçlarından biri olarak kayda geçti.
